17 Mayıs 2012 Perşembe


Çay olmadan uyanamıyorum şekerim ! bık bık...



29 Nisan 2012 Pazar




Yaşasın bahar geldi ! Ama ben evde projelerle boğuşuyorum. Gezip dolaşıp eğlenebilenlere selam olsun !

27 Nisan 2012 Cuma




Sen tut İspanyol kıza okey oynamayı öğret, bağrına bas ! Çaldığın taşı gammazlasın !
Olacak iş mi a dostlar ?

24 Nisan 2012 Salı

BEN TEKİM !



                                                           ( Çizim 5yaşında ki Cerbit'e aittir )          

         Benim gibi tek çocuk olanların en çok duyduğu laf : " Ay yazık! Sen tek çocuk musun? " Oysa ben, hayatımın hiç bir döneminde bir kardeş istemedim, eksikliğini de hissetmedim. E kardeşim yoktu ki hiç nerden bileyim sevgisini de eksikliğini de ? Genellikle toplumumuzda herkesin en az bir kardeşi olduğu için, tek çocuklara bir burun kıvırma durumu var.( Ben çekememezlikten diyorum :) şaka şaka...)
       
         Ne zaman kendi fikrimi savundum ( inatlaşma değil kesinlikle) hemen şunu duydum : " Sen tek çocuksun ya, ondan böylesin. " Hayır arkadaşım. Ben kendi istemediğim bir şeyi sırf kardeşli arkadaşlarım istiyor diye yapmam ki.Bunun tek çift üçüz falan olmamla alakası yok. Ben hiç bir zaman kafama yatmayan bir şeyi başkası istiyor diye yapmam ki.
       
         Geçenlerde, okuduğum kitap bitti, okuyacak yeni kitap araştırması yaparken, gözüme bir kitap takıldı. Ewa Rosberg'in "Tek Çocuk" isimli kitabı. Hemen okumaya başladım, zaten 85 sayfa bir şey şıp diye bitti. Kitapta genel olarak, tek çocuğa gösterilen toplumsal ön yargının, ilginç deney ve gözlemlerle çürütülmesi anlatılıyor. İlgimi çekenler şunlar ;

- 0-6 yaş arası tek çocuklar, oynadıkları oyunlarda kardeşi olan çocuklardan daha güvenilir bulunmuşlar. Kardeşi olan çocuklar, tek çocuklardan daha fazla kendilerine çıkar sağlamaya çalışmış.

- Yapılan araştırma da tek çocukların %65'i tek çocuk olmaktan memnun. ( Yani " ayyy yazıııkkk!" denecek bir durum yok.) En büyük çocukların %30'u keşke kardeşim olmasaydı demiş :) En küçük çocukların da %14'ü tek olmak istediklerini söylemiş. ( sanırım en şımarık küçükler )

- Nasa'nın aya gidiş deneyinde, kardeşi olan astronotlar, grup konuşmalarından daha çok etkilenip, başta verdikleri kararlardan vazgeçmişler. Ortak alınan kararda fikir kılmışlar. Tek çocuk olanlarsa, kendi görüşlerinde ısrarcı olmuşlar. Yapılacak hamleyi, yapan kişinin sorumluluğuna bırakmışlar. Kardeşi olan gruptan daha erken hareket etmeleri sebebiyle daha başarılı bulunmuşlar. (Bence duruma göre değişir.)

         Son olarak en sevdiğim kısım : Tek çocuklar kardeş sevgisi bilmeyen fakat kardeş düşmanlığı ve inadını da bilmeyen, çok yönlü akrabalık bağları olmayan ama anne baba sevgi ve ilgisini bir başkası ile paylaşmak zorunda kalmamış kişilerdir. Kişileri egoist, anlaşılmaz, içe kapanık ,inatçı yapan kardeş sayıları değildir.
         Yani biz tek çocuklar gayet mutluyuz ! Bilmiyorum bir kardeşim olsa nasıl olurdu? Çok mu severdim ? Oh iyi ki var der miydim? Bilmiyorum. Ama şu an ki halime "Oh iyi ki tekim" diyebiliyorum.
     

9 Nisan 2012 Pazartesi




Gözlük seven arkadaşlarıım var ama bir tek o bu kadar çok seviyor ! 

7 Nisan 2012 Cumartesi

"bir varmış, bir yokmuş. Bir ağustos böceği ile bir karınca varmış. Karınca çok çalışkanmış ama ağustos böceği tembelmiş. Karınca çalışırken ağustos böceği çalar oynarmış. Günler geçmiş, karınca bütün yaz çalışmış ,bir sürü yiyecek biriktirmiş. Kış gelince ağustos böceği aç kalmış. Karıncanınsa her şeyi varmış. Ağustos böceği karıncaya gelmiş. Karınca ona : - "Ağustos böceği kardeş. Sen de çalışsaydın sen de aç ve açıkta olmazdın" demiş ve ona kapıyı açmamış...
Bu karınca spekülatör g.tün teki. Ayrıca masalda neden ağustos böceği olarak doğulduğunun sebebi anlatılmıyor. Çünkü ağustos böceği olarak doğduysan  hapı yuttun demektir !”


                                                                                                                                    los lunes al sol

19 Mart 2012 Pazartesi


CAN ÇEKİŞİYOR


Genellikle gecenin bir körü, canım saçma sapan şeyler çeker. İnsanların canları genellikle, çok sevdikleri şeyleri çeker. İzlenimlerime göre kızların canı en çok, pasta ,Nutella, çilek ve türevi sayılabilecek ( ahududu, kiraz, vişne vs.) seksi meyveler, çeşitli çikolatalı ürünler ama en önemlisi Eti Brownie çekiyor.

Erkeklerin ise genelde, etli yemekler, şerbetli tatlılar ve "içmeye gitmek","Captain Black" gibi şeyleri canları çekiyor.

Benim gibi çikolata sevmeyen uzaylı kız tipi ise akıllara zarar !

- Önce canım deli gibi iğde çekti. Gidip aldım. Dudaklarım, damağım, dilim uyuşuna, bazı harfleri telaffuz edemeyecek hale gelene kadar yedim. Sonunda geçti.


- Sonra canım "mezgit" çekti. Hayır! Balık değil! Mezgit! ( Nereden çıkardıysam ) Sakarya'da bir balıkçıda balık ekmek olarak tüketildi. Geçti.



- Hemen ardından canım "İşkembe Çorbası" çekti. "E ne var sevgili Cerbit? Bu gayet can çekebilecek bir şey. Garip bir istek değil, bekleme yapma diğerine geç!" diyorsanız, haksızsınız maalesef. Bu Cerbit kişisi, bırakın o çorbayı içmeyi, kokusuna tahammül edemez. Ama canım o kadar çok çekti ki! Gittim bir lokantaya, ( UYARI : YAZININ BUNDAN SONRASI ÇOCUKLARIN ZİHİNSEL VE FİZİKSEL GELİŞİMİNE ZARARLIDIR. ) nefretten ve tiksintiden gözümden yaşlar aka aka içtim. Midemin durumu ise ...... İşte öyle...

- Bir gün akşam yemeği sırasında canım "keşkek" çekti. "Haydaaaaa " veya " O da neymiş ayol?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haydaaaa diyenlere katılarak, neymiş diyenler için şunu paylaşıyorum. Keşkek, et ve buğdayın delice dövülerek lime lime edildiği, benim pek sevdiğim, yapımı çok zahmetli olduğu için Denizli'de çoğunlukla düğün yemeği olan yapılan bir yemektir.   
 

Annemin o gün bizde olan arkadaşı, benim bu delirme düzeyinde ki isteğimi görüp üzülüyor ve ertesi gün elinde keşkekle bize geliyor. Bu heveste böyle geçiyor.

- Son takıntım "Laz Böreği". Canımın ne kadar çektiğini anlatamam. Kelimeler yetmez. Şurada var deseler ters takla atarak giderim. Parande denerim. Bu hevesimin saçmalığı ise, ömrü hayatımda hiç Laz Böreği yememiş, hatta ve hatta görmemiş olmam!" E nereden bileceksin tadını da neyi canın çekiyor?" derseniz," hiç sorgulamayın bende bulamadım" derim. Müge'nin annesi yapacaktı, söz verdi! Hemde kabus gibi Jüri sonrasında harika olacaktı ama olmadı. Kandırıldım. Bu heves geçmedi ! Beni bitirmeye devam ediyor. 

Canımın çektiği şeyler, küçük takıntılar haline gelmeye başlıyor. Her an onları düşünüyorum ve yemeden içmeden rahat edemiyorum. Aslında benim canım bir şey çekmiyor, resmen CAN ÇEKİŞİYORUM ! 

Not:
İki haftadır " Kırmızı şarap içmem lazım! " diye deli dana gibi geziyordum. Bu yazıyı şarabım eşliğinde yazıyorum. OOOhhhh sefam olsun.